Radikal gazetesinin 2 Ocak 2004 tarihli sayısının
televizyon sayfasında, "Bu Macera Hepimizin" başlıklı bir yazı
yayınlandı. Yazı, aynı günün akşamı CNNTurk televizyonunda yayınlanacak
olan "İlk İnsanların İzinde" belgeselini konu alıyordu. Kast edilen
"macera", "insanın evrimi" idi.
CNNTurk'te yayınlanan sözkonusu belgesel filmin bilimsel
yanılgılar ve çarpıtmalarla dolu, dogmatik bir Darwinizm propagandası
olduğunu daha önce detaylı biçimde açıklamıştık. (bkz. CNNTurk'ün
Evrim Yanılgıları) Radikal'in aynı belgesel hakkındaki yazısı
da aşağıda açıklanan önemli yanılgı ve çarpıtmaları içermektedir.
"Herkesin" Değil, Küçük Bir Azınlığın İnandığı
Hikaye
Radikal'in söz konusu yazısındaki
en belirgin hata, "insanın evrimi" denen hikayeye ve genel olarak
tüm bir evrim teorisine, "hepimizin" yani Türk halkının tümünün
inandığının ileri sürülmesidir. Oysa gerçekte bu teoriye sadece
küçük bir azınlık inanmaktadır. Bir kamuoyu araştırması yapılsa,
Türkiye'de insanların en az % 95'inin, Darwinizm'e inanmadığı,
canlıların rastlantısal bir evrim süreciyle değil, Allah'ın yaratmasıyla
ortaya çıktığını kabul ettikleri görülecektir. Bu teorinin en
yoğun ve sistematik propagandasına maruz kalan Amerikan toplumunda
bile, hayatın tesadüfi bir evrim süreciyle ortaya çıktığına inananların
nüfustaki oranının sadece %9 olduğu, bilimsel bir kamuoyu araştırması
ile belirlenmiştir.
Peki neden Radikal evrim teorisine inanmayı "hepimize"
yani toplumun geneline mal etmeye çalışmaktadır?
Bunun bir tür "temenni ifadesi" olduğu anlaşılmaktadır.
Yani Radikal, mevcut bir gerçeği değil, gerçekleşmesini istediği
bir hayali ifade etmektedir. Ancak bu hayal boşa çıkmaya mahkumdur;
çünkü evrim teorisi bilimsel yönden çökmüştür ve giderek daha
fazla insan gizlenmek istenen bu gerçeğin farkına varmaktadır.
Bilime Değil, Dogmaya Dayalı İnanç
Evrim teorisi, bilimsel kanıtlara dayanan bir gerçek
değil, kanıt olmadan benimsenen bir "inanç"tır.
Elbette hemen her insanın inançları vardır. Ancak
bu inançların bazıları akılcı, bilimsel ve sezgisel kanıtlara
dayanır; bazıları ise hiç bir kanıt olmadan körü körüne inanılan
hurafelerdir.
Örneğin Allah'a inanan bir insanın inancı sonsuz
denebilecek kadar çok kanıta dayalıdır. Evrenin her detayında
o denli hassas ve kusursuz tasarımlar vardır ki, tüm bunları var
eden ve tüm evrene hakim olan Yaratıcı'nın varlığı açıkça ortadadır.
1984 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü kazanan dünyaca ünlü fizikçi
Carlo Rubbia bu konuda şu yorumu yapar:
"Fiziksel ve biyolojik
yasalardaki uyum ve akılcılıkla karşı karşıya kaldığımızda,
tüm bunları düzenleyen bir Aklın varlığını kabul etmemek imkansızdır."
1
Buna karşılık Allah'ı reddederek evrendeki olağanüstü
tasarımın rastlantıların eseri olduğuna inanan bir kimse ise,
kanıtlara aykırı ve akılcılıktan uzak bir inancı benimsemiş olur.
Yani onun inancı, körü körüne kabul edilen bir inançtır.
Evrim teorisi de körü körüne kabul edilen inançlardan
biridir. Canlıların yeryüzünde rastlantısal bir evrim süreciyle
ortaya çıktığını gösteren hiç bir kanıt yoktur. Aksine, canlılığın
kökenine ışık tutan tüm bilim dalları, bu kökenin "evrim" değil
"bilinçli tasarım", yani yaratılış olduğunu göstermektedir. (bkz.
Harun
Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, 2000)
Özetlersek, Radikal'de yer alan "Bu Macera Hepimizin"
başlıklı haber yanlıştır:
Radikal'in sözünü ettiği hayali "macera"ya hepimiz
inanmıyoruz. Aksine, bu efsaneye inananlar, bunu "dünya görüşleri"
açısından gerekli gören küçük bir kesimdir.
Toplumun büyük bölümünün inancı, yani canlıları Allah'ın
yaratmış olduğu inancı ise, sayısız bilimsel ve akılcı kanıta
dayanan apaçık bir gerçektir. Günümüzde astronomi, fizik, biyoloji,
paleontoloji gibi farklı bilim dallarından gelen kanıtlar, İlahi
dinlerin binlerce yıldır insanlığa öğrettiği hakikati doğrulamaktadır:
Tüm evreni yaratan, düzenleyen ve içindeki canlı-cansız varlıkları
var eden, Allah'tır.
|